Güne çok normal başlamıştım aslında. Managerial Accounting dersine girmek üzere yola çıktım. Dersteki tek değişim öğrencisi bendim. Neyse ders başladı. Sınıfta değişim öğrencisi olduğunun farkında olmayan sevgili hocamı uyarmak zorunda kaldım. Garibim, ders o kadar zor ki hem Almanca anlattı hem bana özel anlattı. Sonra farkına vardım ki ders Türkçe dahi olsa anlamayacaktım. Eşşek hoşaftan ne anlar misali, bir sanat öğrencisi ne anlasın muhasebeden hem de bayaa muhasebeden.
Derse ara verildiği gibi gittim danışmanıma söyledim dersi bırakmak istediğimi. O da benim programıma uygun tek ders olan Film, Media, TV dersini önerdi ve hemen derse girdim.
Herşey çok güzel gidiyordu. Film endüstrisi hakkında yaklaşık 2 saat konuşan Daniel kısa bir ara verdikten sonra konuyu aşk filmlerine getirdi. Sorduğu ilk soru;
-Aşk filmlerinin en büyük unsuru nedir?
DRAM.
”Aşk filmi mutsuz sonla biter. Eğer bir aşk filmi mutlu bitiyorsa o romantik komedidir” dedi.
Zaten bir aşk mutlu sonla bitiyorsa o artık aşk olmaktan çıkar. Zaman geçip aklına hala geldiğinde ciğerinin bir köşesi sızlıyorsa, aşk olur. Ama senin yanında yaşlandıysa sevgi olmuştur. Neyse…
En büyük aşk hikayesi denince akla ilk gelen tabikide Romeo ve Juliet’tir. Nasıl olduğunu tam olarak bilmeyiz ama aşkları o kadar büyüktür ki beraber ölürler. Juliet yaşamayı tercih edebilirdi. Ancak biricik aşkının cansız bedenini görünce onunla ebedi sonsuzlukta beraber olmayı tercih etmiştir.
Peki bunu neyle karşılaştıracağız? Sinemada tek başıma izlediğim, yaklaşık 10 kere duygusal durumuma göre göz yaşları içerisinde izlediğim sevgili Dan Cameron’ın 1997 yapımı Titanik filmi ile. Der ki sevgili hocam;
- Film gayet bilindik başlar; zengin bir kız, fakir bir ressam oğlan çocuğu. Kız yaşadığı hayattan sıkılır, intihar etmek ister. Çocuk buna aşık olduğu için der ki ” If you jump, I’ll jump” tam bir sanatçı sözüdür bu. Gayet arada, cool. Sahne değişir. Jack sular altında kelepçeli halde kalmıştır. Rose bindiği filikadan atlayıp onu kurtarmaya gider. Neden? Bir söz vermiştir. Sen ölürsen ben de ölürüm. Peki be mübarek (burada aslında küfrediyordu, hesabımı kapatmasınlar diye İslami şartlara uygun yazdım) çocuk orada suyun içinde donarken, kay kenara yer ver yada sırf sen yaşa dediği için mi yaşadın. Nerede aşkın? Atla suya, sen de öl onunla beraber. Hani söz vermiştiniz beraber ölmeye. Sonra seneler geçsin o kolyeyi hala sakla. Oldu mu? Aşık olduğun adam parasız bir sanatçıydı. Git sat kolyeyi, yardım et sanatçılara. Onda Juliet’teki yürek ne arar?
Daha bunu uzattıkça, uzattı. Eğer ben biraz muhasebeden anlamış olaydım şimdi benim için değeri olan bir film basit bir Amerikan yapımı olmayacaktı.
Herşey gişe için.
Bakış açısını değiştirmek lazım bir de.
Sonra porno filmler hakkında konuştuk. Umarım seneye beni okula alırlar.
Sorunlu geçen ev bulma hikayesinden sonra okulun başlamasından 1 gün önce evime yerleştim. Tramvay haritasını çözdüm ve evim ile okulun mesafesinin sadece 9 dakika olduğunu görünce daha da rahatladım. Sabah 9’da olan dersim için 8.50’de tramvaya binmek benim için lüks ötesinde bir durum. İstanbul’da okula gitmek için vapura yürümem bile 15 dakika sürüyor çünkü.
Okulun tanışma gününde bu kadar çok şey yapacağını tahmin etmemiştim. Gayet güler yüzlü bir karşılanma ve bir sürü evrak prosedüründen sonra bana verdikleri çantayı karıştırma imkanı bulabildim. İçinde şehirle alakalı gerekli bilgileri veren broşürler, usb ve kalem vardı. Bu detayları niye verdiğimi yazının sonuna doğru açıklayacağım.
Advisor diye nitelendirdiğimiz insanların çoğu öğrenciydi ve bu durum çok hoşuma gitti. Çünkü bir öğretmenin atlayabileceği noktaları onlar öğrenci olduklarından daha detaylı anlattılar.
Şöyle bir prosedürün kurbanı oldum. Burada öğrenci olabilmek için sağlık sigortanızın belli bir miktarın üzerinde olması gerekiyor. Benim özel sağlık sigortam olduğundan gerekli belgeyi okula göndermiştim ancak bana kabul edilmediğini söylediklerinden, sigorta acentesine gitmek durumda kaldım. Avustralyalı ve Meksikalı arkadaşlarımın da belgelerini teslim etmeleri gerektiğinden onlar da geldiler. Acenteye girdiğimizde danışmanımız bizim memleketlerimizi söyledi ve direk şu cümleyi söylediler. ”Türk olanın ihtiyacı yok, onların sigortası burada geçiyor, kendi kartını kullanabilir.” Sevgili sigortacı abim bana gerekli açıklamaları yaptı. Senin sigortan iyi hoş güzel de limitleri var. İstersen buradakini yaptır çünkü her şeyi karşılıyor, istersen kendi sigortanda kal risk al ama vize içinde kabul ederler dedi. Okul, acente ve kendi sigortam arasında sıkışıp kalırken, diğer arkadaşlarım evraklarını mail atıp sorunlarının halledilebileceğini öğrendiler. Peki ben neden onay alamadım? Burada sanırım Türkiye’deki özel sağlık sigortası ve devlet sigortası ikileminden kaynaklanan bir problem var. Bir bilgisizliğim varsa bu konuda lütfen beni düzeltin ama hiç bu işlerle uğraşmadığım için direk bu kanıya vardım. Çünkü diğer arkadaşlarımın özel sağlık sigortası değil devlet sigortası olduğu için işleri onaylanırken ben ekstradan para ödemek durumda kalıyorum. Şimdi paramla rezil mi oldum yoksa başka bir sıkıntı mı var? Yoksa gene Türkiye’nin gereksiz ve anlaşılmaz hareketlerinden biri mi?
Bu sorunu halledemedikten sonra, bütün yabancı öğrenciler olarak yemek yemeye gittik ve yemek okul tarafından karşılandı. Yemekten sonra danışman öğrenciler ile birlikte şehir turuna çıktık ve bize bütün tarihi ve hoşumuza gidebilecek yerleri gösterdiler. Burada da aklımda şöyle bir soru vardı; Acaba kendi okulumdaki Erasmus öğrencilerine de bu ilgiyi gösteriyorlar mıdır? İstanbul’u gezdirmek konusunu bilemeyeceğim çünkü Karlsruhe çok küçük bir şehir ve tamamını neredeyse 2 saatte yürüyerek gezebiliyorsun. İstanbul’da bir yakadan diğer yakaya geçmek zaten o kadar sürüyor. Ama ya diğer olanaklar? Ulaşım kartı, bedava fotokopi, sürekli danışmanlık hizmeti vb. Herhalde döndüğümde ilk işim bunu soruşturmasını yapmak olacak.
Şehir turundan sonra okula döndüğümüzde ders programlarımız bizi bekliyordu. Öğrenci azlığından olsa gerek ki bu kadar hızlı çalışıyorlar. Tekrardan bir bilgilendirme sunumu ve yorgunluk yüzünden yarım kalan film gösterimi ile okulda ilk günümüzü tamamladık.
Evet Karlshochschule, Bilgi Üniversitesi ile karşılaştırıldığında mimari açıdan dershane gibi olsa da, tanışma gününde benden geçer not aldı.
Mont Sainte Odile ve Strasbourg
Ağzımın suyunu akıtanlar vol1.
Hamburger phone .)
me too.
(Source: damnafricawhathappened, via the-absolute-best-posts)
yummy.
(Source: hereisours, via the-absolute-best-posts)
Ben de kedimi meşhur edeceğim!
Yellow matches.